HABER7 TV BUGÜN PROGRAMI - SOSYAL GÜVENLİK YASASI:
20.12.2006
Türkiye Sağlık İşçileri Sendikası Genel Başkanı Mustafa Başoğlu'nun 21 Aralık 2006 tarihinde HABER 7 Televizyonu Bugün Programı'nda Sosyal Güvenlik Yasası'na ilişkin olarak yaptığı konuşma.....
(Ersoy Dede-Mustafa Başoğlu)
ERSOY DEDE : Anayasa Mahkemesi’nin Sosyal Güvenlik Reformu’nu 01 Ocak 2007’de, yani bundan yaklaşık 10 gün sonra yürürlüğe girmesi beklenen sosyal güvenlik reformunun bazı maddelerini kısmen iptal edip geri göndermesi tartışmaları da beraberinde getirdi. Anayasa Mahkemesinin yeni Sosyal Güvenlik Yasasının bazı maddelerini iptal etmesi üzerine şimdi ne olacak sorusu sorulmaya başlandı. Özellikle emekli olmaya hak kazandığı halde çalışanlar ve emekliliğe birkaç yılı kalanlar durumlarını merak ediyorlar. Ve Anayasa Mahkemesinin aldığı kararda işçiye, memura, esnafa farklı muamele yapmış olması, özellikle de çalışma dünyasından çok çeşitli tepkileri de beraberinde getirdi.
Herkese mutlu günler. Bugüne dair ne varsa konuştuğumuz bugünün ilk bölümünde Sağlık-İş Sendikası Genel Başkanı Sayın Mustafa Başoğlu’nu ağırlıyoruz, çok teşekkür ediyoruz, hoş geldiniz geldiğiniz için.
MUSTAFA BAŞOĞLU (SAĞLIK-İŞ GENEL BAŞKANI) : Teşekkür ederim, siz de sağ olun.
ERSOY DEDE : Sendikal yaşamın son derece deneyimli isimlerinden birisiniz, 40 seneyi aşkın süredir de Sağlık-İş’in başında görev yapıyorsunuz ve çok sayıda da sosyal güvenlik reformu denemesi en azından gördünüz. Ama herkes diyordu ki, yani bu sosyal güvenlik reformu gerçekten hani sonuna reform ifadesi konulabilecek en önemli paketlerden biriydi ve Anayasa Mahkemesi bir kısmi iptal kararı verdi. Önce sizin bir genel olarak değerlendirmenizi almak istiyorum ben. Ne geldi gözünüzün önüne Anayasa Mahkemesinden bu kısmi iptal kararı çıktığında?
MUSTAFA BAŞOĞLU : Şimdi önce çok teşekkür ediyorum Ersoy bey fırsat verdiğiniz için.
Bir kere genelde söyleyeceğim şey şu: Anayasamız bir sosyal hukuk devleti olduğunu söylüyor. Sosyal hukuk devletinde Hükümet uygulamaları, yani devletin icra organı Hükümetin vatandaşlarını koruyan uygulamalar yapması lazım gelir. Reform denilen bu kanun, vatandaşları değil, yani sigortalıları değil kurumları koruyor. Dolayısıyla eskiden 7 bin gün çalışıp işte 58 yaşına gelenlerin emekli olma hakkı varken bunu 9 bin güne ve yaşı giderek 65’e kadar sürüklüyor. Böyle bir uygulamanın hayata geçirilmesi demek, prim vererek emekli olmamak demek, bunun çok altını çizerek söylüyorum. Şimdi devletin reform yaparken kurumu koruyacağım, prim alacağım, bunu kurumun kasasına koyacağım, prim aldığım insana emeklilik hakkı vermeyeceğim bir noktaya bunu götürüyor.
Şimdi Anayasa Mahkemesinin kararı bir kere eşit bir karar değil, her şeyden önce bana göre bu Anayasanın eşitlik ilkesini düzenleyen 10. maddesine aykırı, bir kere bunun altını çizmek istiyorum, bunu daha önce de söyledim. Ama bundan Hükümet yararlanabilir, şöyle yararlanabilir. Gerekçe yayınlandıktan sonra Anayasa Mahkemesinin gerekçesini görerek memurlara tanınan hakkın işçiler için de, BAĞ-KUR için geçerli olabileceği noktaya bunu götürebilir. Yani, Hükümetin burada illa da ben reformu sürdüreceğim, primi alıp kimseye emeklilik hakkı vermeyeceğim dememeli, bu kararı da bir gerekçe kabul ederek eski uygulamayı biraz daha zenginleştirerek yürütmelidir eğer vatandaşını korumak istiyorsa. Ama ben biraz önce bir haber dinledim, Maliye Bakanını diyor ki, biz reformu sürdüreceğiz ve bu millet için çok önemlidir diyor.
ERSOY DEDE : Peki, teknik ve hukuki açıdan değerlendirecek olursak, şu anda insanların kafası karışık durumda Mustafa Bey. Yani, acaba hani 2007’den prim ödenecek mi, ödenmeyecek mi, emekliye hak kazananların durumu ne olacak, yeni çalışma yaşamına girenler nasıl bir, yani şu anda mevcut durum neyi öngörüyor?
MUSTAFA BAŞOĞLU : Şimdi bu kanun, eğer 1 Ocak’ta yürürlüğe girerse -ki biz bunun ertelenmesini istiyoruz- bu kanunun yürürlüğünden sonra sigortalı olacakları daha çok ilgilendiriyor birinci kademede. Bunun öncesinde şöyle bir durum vardır, şu anda kanuna göre emekliliği hak edenleri burada bir zararı yok, yani onların geri durumları olmayacaktır eğer emekliliği hak etmişse. Eğer böyle bir kanun yürürlüğe girerse, bunun bir kısmını biliyorsunuz Türkiye Büyük Millet Meclisinin kabul ettiği kanunun bir kısım maddelerini Cumhurbaşkanı yayınladı, bir kısmını iptal etti ve Anayasa Mahkemesine gitti. Şimdi önümüzde üç tane şey; bir eski kanun var, bir Cumhurbaşkanının kısmen yürürlüğe koyduğu kanun var, bir de Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği kanun var.
ERSOY DEDE : Bu halde, şu anda ivedilikle zaman geçirilmeden bunun erteleme kararı verilmesi gerekiyor.
MUSTAFA BAŞOĞLU : Hükümetin yapması gereken ilk şey, bir maddelik bir kanun çıkaracak, diyecek ki, 5510 sayılı Sosyal Güvenlik Kanununu altı ay veya bir sene erteledim diyecek. Bunu yapması lazım, bunu yaparsa eski durum devam eder, ondan sonra Anayasa Mahkemesinin kararını görürüz, gerekçeyi görürüz, onun üzerine bir çalışma yürütebiliriz.
Tabii öyle bir noktaya gelince, şunu da izin verirseniz arz etmek zorundayım: Bu tip kanunların Hükümetin reform yapıyorum diye çıkartmaması gerekir, ilgililerin uzlaşması lazım, anlaşması lazım. Çünkü, bu kanun kişileri doğrudan ilgilendiriyor, yani kişi primi ödeyecek, sonunda kendisi emekli olamayacağı gibi, mirasçıları da emekli olamayacaklar bu durumda, yani buna ben mezarda emekliliğin ötesinde bir emeklilik diyorum, çünkü çalıştınız çalıştınız, emekliliği hak ettiniz, öldünüz Allah korusun, mirasçılarınıza bir emeklilik verilmiyor, çünkü kanunun aradığı şartlar çok ağırlaştırıldı, bu haksızlıktır, bunu yapmaması gerekir. Ben şunu da bir örnek vermek isterim; bu Hükümet yine reformcuyum diye yola çıktı, sosyal sigortalar sağlık kuruluşlarını devletleştirdi, çünkü orada kuyrukları azaltacaktı, daha kaliteli hizmet verecekti, ama gördü ki bu olmadı.
Sosyal Sigortalar 57 yaşında, Emekli Sandığı 52 yaşında yanılmıyorsam, BAĞ-KUR 35 yaşında, bunlar kökleşmiş, müesseseleşmiş kurumlardır bunlar. Bunları bir çırpıda, bir kanuna bağlayarak ve her birinin şartları ayrı, memurların şartları ayrı, işçilerin şartları ayrı, BAĞ-KUR’un şartları aynı, çalışma şartları aynı, bunları tek çatı altında toplayarak bir noktaya yürütmek mümkün değil, doğru da değil. Dolayısıyla Hükümetin bu noktaya dikkat etmeden benim gördüğüm, yani biz Sayın Başbakan, biz başkalarının telaffuz edemediği bile kanunları biz çıkarıyoruz gibi iddiası vardır, canım kanun çıkarırsın, buna itiraz etmiyorum ama, çıkan kanun eğer hak sahiplerini mağdur etmeyecekse ve gerçekten bugünkü içinde bulunduğu haklar ileriye götürecekse, şimdi bu sosyal hukuk devletinde hakları sınırlamak diye bir şey yok, ileriye götürebilir ancak, bu geriye götürüyor bunu. Biraz önce söyledik, geriye götürüyor ne oluyor? Kurumu güçlendiriyor, kuruma primi vereni güçlendirmiyor. Ben size şöyle bir örnek verebilirim: Tekstil iş kolunda, inşaat iş kolunda, otelcilik iş kolu gibi belli iş kollarında işçilerin sürekli çalışarak, 12 ay çalışıp prim ödemeye imkanları yok, bunlar bazen çalışıyor, üç ay gidiyorlar, tekrar geliyorlar, bazen primler yatırılmıyor. Bu adamların 25 seneyi doldurması hemen hemen mümkün değil. Dolaysıyla kanun koyarken kanun koyucu vatandaşlarının yararına kanun koyacağına göre buna dikkat etmesi gerekir, bu yok bu kanunda.
ERSOY DEDE : Peki, şimdi Anayasa Mahkemesinin kısmi iptal kararında memurlarla işçi ve esnafı birbirinde ayrı tuttuğunu görüyoruz. Memurlar lehine ne değişmiş gibi görünüyor?
MUSTAFA BAŞOĞLU : Memurların lehine kararda söylediği şu: Memurların maaş hesaplanmasında kanunun getirdiği sistem onların aleyhine olacaktır diye iptal ediyor, memurların toplu ödeme haklarını aleyhlerine olacak diye onu da iptal ediyor.
ERSOY DEDE : Bu arada Anayasa Mahkemesinin bütün çalışanları memur değil mi?
MUSTAFA BAŞOĞLU : Şimdi Anayasa Mahkemesi burada ne yazık ki memurların lehine bir karar vermiş oluyor ve taraf tutmuş oluyor, bu da bu Yüksek Mahkememize ne yazık ki üzülerek söylüyorum, yakışmadı bu. Düşünün ki kanun üç sosyal güvenlik kurumunu bir çatı altında topluyor, belli kurallar getiriyor, siz içinden memurlara bu maddeler uygulanmaz, bunlar aleyhine olur diyorsunuz. Halbuki korunması gereken Ersoy Bey, daha çok işçilerdir ve emeklilerdir. Niye? Çünkü işçilerin çalışma şartları memurlardan farklı. Bir memur devlete girdiği zaman asaleti tasdik edilince artık onun prim ödeyerek çalışmasının imkanı vardır, yani kolay kolay işten atılmaz memur, bir güvencesi var, işçinin böyle bir güvencesi yok ki, BAĞ-KUR’un da böyle bir güvencesi yok. Adam dükkanı vardır, iflas etmiştir. Dolayısıyla, emekli haklarından yararlanma daha çok memurlara verilsin, ama işçinin ve BAĞ-KUR’lunun daha çok ihtiyacı vardır. Anayasa Mahkememiz ne yazık ki Hükümet gibi bu gerçeği görmemiştir, görmezlikten geliyor, öyle anlaşılıyor.
ERSOY DEDE : Şimdi tabi eğer hani bu haliyle kalacaksa, sadece hani memur için böyle bir imkan tanınmışsa, esnaf ve işçinin durumu daha sonra daha farklı bir şeyde değerlendirecekler değil mi?
MUSTAFA BAŞOĞLU : Yani, eğer bunu eğer kanun böyle bırakacaksa, benim bildiğim Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği bir konuda bir yıl kanun teklifi yapılamıyor, yani bu böyle kalıyor bu iş, böyle bir tehlikesi var bunun. Burada tek çözüm vardır, eğer Hükümet gerçekten reform yaparken çalışanları da reformun içerisinde haklarını korumak istiyorsa, yapacağı şey biraz önce söylediğim gibi, kanunu erteleyecek, gerekçeyi önümüze alacağız, işçi, işveren, hükümet kuruluşu, tümümüz oturacağız orta yeri bulacağız. Buna işverenler de karşı.
ERSOY DEDE : Ne diyor işverenler?
MUSTAFA BAŞOĞLU : TÜSİAD da açıklama yapıyor, Anayasa Mahkemesi kararına karşı, memurları işte koruma diyor, öyle olması lazım, çünkü bizim işçilerimiz zaten oralarda çalışan insanlardır, yani devlette de var, özel sektörde de var. Dolayısıyla işçinin güveni yoksa, geleceğe güveni yoksa, yani emekli bile olamayacaksa, bu adamın çalışması sebebi kalmıyor, böyle bir önemli tarafı var bunun. Bir de şöyle bir durum var: Bizim zaten son yıllarda 1980’den bu yana sendikaya girememe sıkıntımız var, girenler zaten işten atılıyorlar, yani sendikaya giremiyor. Çalışıyor çalışıyor, devlet prim veriyor, emekli olamıyor, çalışıyor çalışıyor sağlık hizmeti alamıyorsa, bu ne yazık ki yani bir bakıma modern köleliğe benzer bir duruma geliyor bu yani, adamı çalıştır karın tokluğuna. Bunu kimseye söylemeye hakkı bunun, bunu ne Hükümet söyleyebilir…
ERSOY DEDE : Memurlar biraz daha zaten avantajlıydı.
MUSTAFA BAŞOĞLU : Olmaz böyle şey, olmaz yani, bu haksızlık.
ERSOY DEDE : Peki, şimdi Batıda özellikle sosyal güvenlik kurumlarının tek bir sandıkta toplandığını görüyoruz, böyle bir model burada anladığımız kadarıyla öngörülmüş ama, metodolojik açıdan bir yerde bir hata yapılmış…
MUSTAFA BAŞOĞLU : Ama Batıda şöyle benim bildiğim, mesela ben Amerika’ya gittiğim zaman, Amerika’da bu tip kurumlar yok, orada özel sigorta şirketleri vardır, oraya üye oluyorsun, belli bir para ve hatta bazı firmayı hatırlarız ki sigortala poliçeleriyle satıyorlar, çok değerli bir şey oluyor. Batı ülkelerinin her birinin ayrı ayrı uygulamalar vardır, yani bizim illa da tek çatıda toplansın diye bir uygulama yok. Bizim yapımız farklı olabilir. Bizde Sosyal Sigortalar Kurumu eskiden hem sağlık hizmeti veriyordu, hem emeklilik hizmeti veriyordu, bunu kaldırdılar şimdi. Belki Batıda böyle bir uygulama yoktur.
ERSOY DEDE : Burada tabii 20 küsur milyarlık bir zarardan söz ediliyor, yani kümülatif bir zarar tabii, sosyal sigortalar kurumuyla ilgili olarak, onun önüne geçmek için böyle bir çalışmanın başlatıldığını okumuştum.
MUSTAFA BAŞOĞLU : Ama Ersoy Bey, peki onu kabul edelim ama, şöyle bir örnek vereceğim izin verirseniz: TMSF’nin Başkanı birkaç ay önce dedi ki, 28 Şubat sürecinde devletin kaybolan parası 40 milyar dolar dedi. 40 milyar doların dedi ki biz sadece 7 milyar dolarını alabiliyoruz, yani 35 milyar dolar gitti. Devlet birilerinin kaptığı 35 milyar doları geri alamıyorsa, burada ben 20 milyar içerideyim diye insanın istikbalini karartamaz. Bir de devletin, bütün dünya uygulamalarında sosyal güvenlik kurumuna desteği vardır, yani devlet oraya destek vermek zorundadır. Burası kendi geliriyle kendi giderini karşılayamıyor, dolayısıyla ben burada öyle bir sistem kurarım ki aldığım parayla bu durumunu devam ettiririm diyemez. O zaman sosyal devlet desteği nerede kaldı, desteği vardır. Anayasaya göre de devlet sosyal güvenlik haklarını korumak ve geliştirmek gibi bir yükümlülüğü vardır. Bunların hiçbirisi bana göre hangi gerekçe olursa olsun, çalışan insanların haklarını sınırlandıracak, onları emekli haklarından mahrum bırakacak bir noktaya götüremez, inandırıcı olmaz bu.
ERSOY DEDE : Sizden bununla ilgili olarak şunu istiyorum: 40 küsur senedir Sendika Başkanlığı yapmış, çalışma hayatının son derece önemli bir ismi olarak, mevcut şu anda çalışanlara, yeni işe gireceklere ve emekliliğe hak kazanmış olanlara şu anda ne öneriyorsunuz?
MUSTAFA BAŞOĞLU : Bana göre emekliliğe hak kazanlara telaşlanmalarına lüzum yok. Yeni işe girecekler için zaten durum uzun vadeli bir noktaya bağlanıyor, belki benim itirazım daha çok o noktadadır. Yani, adam yeni bile işe girmiş olsa, onun emeklilik hakkı…
ERSOY DEDE : Emekliğe hak kazananlar emekliliklerini isteyecekler mi hemen?
MUSTAFA BAŞOĞLU : Bana göre istememeleri gerekir, çünkü bir kayıpları yok onların, ben bunu üyelerime de söylüyorum; onların bir kaybı yok, onları doğrudan ilgilendirmiyor. Daha doğrusu şöyle yapsınlar:
ERSOY DEDE : Emekliliğine hak kazananlar ne yapacak Mustafa Başoğlu anlatıyor, evet.
MUSTAFA BAŞOĞLU : Şunu yapsınlar: Bağlı bulunduğu sosyal sigortalar şube müdürlüğüne müracaat etsinler, evvela durumunu bir hesaplatsınlar, yani ödediği primle gün sayısını emekli olup olamayacağına bir baksınlar. Emekliliğe hak edenlerin yapacağı hiçbir şey yok.
ERSOY DEDE : Kaç bin gündür o mevcut sistem?
MUSTAFA BAŞOĞLU : Şu anda 7 bin iş günü benim bildiğim.
ERSOY DEDE : 7 bin iş gününü doldurmuş mu, doldurmamış mı, ona bakacak.
MUSTAFA BAŞOĞLU : Doldurmuşsa zaten emekliliği hak etmiş demektir. Bir de orada yaş sınırı vardır tabii, o kademeli bir yaş sınırı vardır. Dolayısıyla onların telaşlanmasına lüzum yok. Onlar bu getirilen ağır şartların içine alınmayacaklardır. Kanun daha çok yürürlüğü girdiği tarihten itibaren ileriye dönük sınırlama geliyor.
ERSOY DEDE : 2007.
MUSTAFA BAŞOĞLU : Ama o da çok ağır bir sınırlama.
ERSOY DEDE : Erteleme olmadığını varsayacak olursak, mevcut çalışanların…
MUSTAFA BAŞOĞLU : Bana göre telaşlanmalarına lüzum yok, ama şu şartla: Emekliliği hak ediyorsa bunu bölgeden öğrenebilir, bölgenin bunda bilgi vermek görevi vardır, o zaman rahat rahat görevine devam edebilir. Eğer emekliliğe hak edemiyorsa, hak edinceye kadar çalışmak zorundadır. Hemen dilekçesini verip ayrılmak gereği yok, ben emekliliği alamıyorum bu kanuna göre diye telaşlanmasına lüzum yok bana göre. Çünkü, zaten kanunda bu açıklama vardır. Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonraki şartları düzenliyor bu kanun.
ERSOY DEDE : 2007’den sonra işe girecek.
MUSTAFA BAŞOĞLU : Daha çok onları ilgilendiriyor, evet. Bunu da dediğim gibi, bölgeden bunu öğrenebilirler.
ERSOY DEDE : Yeni işe gireceklerle ilgili olarak diyorsunuz biraz daha hani…
MUSTAFA BAŞOĞLU : Ama yeni işe girecek, ben onu da kabul etmiyorum, yeni işe girsin, adam 18 yaşında işe girse 25 sene prim ödese 40 yaşına girecek, 60 yaşına gelinceye kadar 20 sene maaş alamayacak, böyle bir şey olabilir mi? 18 yaşında bir adam işe girsin Ersoy Bey, 25 sene prim ödesin 40 yaşına geliyor. Yaş sınırı geldiği için, yaş sınırını doldurmadığından dolayı maaş alamayacak, yani adam evde oturacak 20 sene bekleyecek, sonra maaş alacak; böyle bir şey olabilir mi? İster yeni olsun, ister eski olsun, ben bunun adil olmadığı kanaatindeyim, doğru bir düzenleme değil.
ERSOY DEDE : Bu arada tabii bunu belki de hani hükümetin siz bir fırsat olarak değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorsunuz.
MUSTAFA BAŞOĞLU : Ben öyle düşünüyorum.
ERSOY DEDE : Hani Anayasa Mahkemesinin verdiği bu kararı…
MUSTAFA BAŞOĞLU : Ben şimdi izin verirseniz Sayın Başbakana çağrıda bulunmak istiyorum bu fırsattan yararlanarak, ben Sayın Başbakanın niyetinin iyi olduğunu düşünüyorum. Dolaysıyla eğer Sayın Başbakan benim düşündüğüm gibiyse bunu bir fırsat saymalıdır ve bunu işi düzeltmelidir. Başbakanın şöyle bir mazereti olabilir: IMF bastırıyor, Dünya Bankası bastırıyor, onlar da diyebilir ki, en yüksek mahkeme böyle bir karar verdi ben bundan başka bir şey yapamıyorum diyebilir, bunu gerekçe olarak kullanabilir. Yani, bize bütün bu sıkıntıları işçilerin başına getiren hep IMF’tir, IMF’in baskısıyladır bütün bunlar. Dolayısıyla Hükümet bunu bir gerekçe olarak kullanabilir, çünkü Anayasa Mahkemesi büyük bir mahkemedir, Hükümet diyebilir ki ben Anayasa Mahkemesi kararına uyacağım. Böylelikle IMF’in baskısını azaltabilir.
ERSOY DEDE : Bu arada tabii izleyicilerimizden sorular da geliyor Mustafa Bey, yani eksik bilgilendirmeyle ilgili. Mesela, izleyicilerimizden Cenk Çakmak sormuş, diyor ki; bankaların emekli sandıkları tek çatı altında birleştirilecekti, Anayasa Mahkemesi bu konuda iptal kararı aldı mı, sandıkların durumu ne olacak diye sormuş, bu konuda bir bilgi var mı, tam netleşti mi o?
MUSTAFA BAŞOĞLU : Şimdi şöyle bir bilgi var, daha önce bu birleştirilmişti, sonra iptal kararıyla şu anda onlar da bu kapsamın içinde, ama çok emin olmayabilirim, onlar da bu kapsamın içine girdiler. Çünkü, daha önce bir kanun çıktı, o iptal edildi, sonra yeniden bu dahil edildi, zannediyorum onlar da bu grubun içerisine girdiler. Yalnız bankaların durumu değişik. Bankaların bazen farklı sandıkları da olabilir…
ERSOY DEDE : İşte onların galiba birleştirilmesinden söz ediyor izleyicimiz.
MUSTAFA BAŞOĞLU : Onların emekli sandıkları, tüm sosyal güvenlik kurumlarının tek çatı altında birleştirilmesi demek onların da bu gruba girmesi demektir. Ama bazı bankalar zannediyorum yardımlaşma sandıkları vasıtasıyla başka yardımlar yapıyorlar.
ERSOY DEDE : Tabii bu hani şu anda zaten bir kısmı iptal kararı verildikten sonra belki de bir erteleme kararı bugün içinde toplanacak, buradan çıkacak sonuca göre Hükümet belki de B planını devreye sokacak, belki bir erteleme, belki sizin de işte olmasını istediğiniz gibi yeniden bir gözden geçirme yapılacak.
Bundan sonrası için sizin peki öngörünüz nedir?
MUSTAFA BAŞOĞLU : Benim öngörüm şu: Ben diyorum ki Hükümet bunu erteleyecektir öyle düşünüyorum. Yani, bir Hükümet 4 bine yakın sigortalıyı, hatta 6 milyonu geçen sigortalıyı, aktif ve pasif, buna biraz yakın BAĞ-KUR’luları karşısına alamaz. Eğer Hükümet bunu ertelemezse, korkarım çok yaygın eylemler olabilir, insanlar sokağa dökülebilir. Bunu biz istemesek de insanlar dökülebilir. Yani, bir insan çalış çalış çalış, daha sonra emekli olma, niye çalışsın ki, bu hizmetin verimini düşürebilir. İşverenlerin buna desteğine ihtiyacımız var, çünkü neden? Bizim işçiler işverenlerde çalışıyorlar. Anayasa Mahkemesi ne yazık ki verdi böyle bir karar. Ama lehte dönebilir bu biraz önce söyledim, Hükümet bunu bir gerekçe olarak kabul edebilir, düzeltebilir bunu, yani böyle bir fırsatı kullanabilir. Dolayısıyla, bunun sonu eylemle, eğer Hükümet bunu normal olarak yapmazsa, bunun sonu eylemle biter Ersoy Bey.
ERSOY DEDE : Peki, Anayasa Mahkemesinin aldığı bu karar için Anayasa Mahkemesine de tabii sizin eleştirileriniz oldu sendika olarak, o konudaki fikriniz nedir?
MUSTAFA BAŞOĞLU : Yani, ben Anayasa Mahkemesinin…
ERSOY DEDE : Daha önce var mı böyle bir?...
MUSTAFA BAŞOĞLU : Böyle buna benzer bir kararı yok ama, benim hatırladığım 1980 öncesinde bir Seçim Kanununu iptal etti bir maddesini, orada bir ortalık karıştı. Daha sonra yine hatırladığım, bir af kanununu iptal etti, yine orada büyük gürültüler çıktı. Yani, Anayasa Mahkemesinin kanun koyma yetkisi yok tartışmaları vardı. Sonra Anayasa değişti, bu maddeler biraz daha takviye edildi. Ama şu anda ortada Anayasa Mahkemesinin verdiği kararlar kanunun önüne geçiyor. Benim aslında şöyle bir düşüncem var: Ben Anayasa Mahkemesinin Parlamentonun kabul ettiği kanunları iptal yetkisi olmamalıdır. Mesela Fransa’da usul şöyledir: Bir danışma kurulu mahiyetinde oraya gidiyor, geliyor, sonra, yani milli irade diyoruz, 550 milletvekili var kanun çıkarıyorlar…
ERSOY DEDE : Bizim seçtiğimiz temsilcilerimiz onlar.
MUSTAFA BAŞOĞLU : Şimdi 7 kişi oturuyor, 5 kişi evet diyor, kanun iptal ediliyor, ben bunu demokratik bulmuyorum evvela. Anayasa Mahkemesinin kanunu ele alınmalı, yeniden reforme edilmeli ve buradan bilgi alınabilir. Mesela bazı tüzüklerin yürürlüğe konulmasını Hükümet Danıştay’a gönderir, sonra yürürlüğe koyar. Burada 550 milletvekili uğraşıyor, gece gündüz uğraşıyor, kanun çıkarıyor, önüne geliyor, 7 üyenin 5’i evet dese bu iş bitiyor; ben bunu demokratik bulmuyorum.
ERSOY DEDE : Anayasa Mahkemelerinin yapıları o halde…
MUSTAFA BAŞOĞLU : Bana göre bu yapı değişmelidir, belki yeni yapılardan, şimdi burada Salih Beyin hakkını teslim edeyim, belki yeni yapılanmada meslek kuruluşlarının da burada bulunmasında fayda var. Yani, burada meslek kuruluşları yok. Bunlar hakim de değil…
ERSOY DEDE : Çok özür dilerim, sözünüzü böldüm. Anayasa Mahkemesinin kararını şu yönden de değerlendiriyorlar: Bunun hani ekonomiye olan bir gedik varsa eğer, bunun tabii Anayasa Mahkemesi bir hukuki kurum olduğu için bunu hesaplamak, gözetmek zorunda da hissetmiyor belki kendini ya da ne bileyim işte işçilerin mağduriyeti bu anlamda, çalışanların ya da emeklilerin mağduriyeti varsa bunu o anlamda gözetmiyor ola da bilir diyenler birkaç gündür okuduğumuz makaleler hep öyle diyor.
MUSTAFA BAŞOĞLU : Ersoy Bey şöyle bir durum var: Sosyal Sigortalar Kurumu hastahaneleri biliyorsunuz işçinin parasıyla kurulan hastahanelerdi. Kanun çıktı, itiraz edildi, Anayasa Mahkemesi bunu onayladı. Bana göre o da yanlış, doğru bir karar değil bana göre, çünkü bu mülkiyet hakkına adeta tecavüzdür, benim malıma el koyuyorsun sen. Ben parasını vermişim, primini ödemişim, hastahane kurmuşum, orada eleman çalıştırıyorum, bir kanun çıkıyor ve hastahaneyi elinden aldım diyor. Anayasa Mahkemesi buna izin veriyor, bana göre vermemeliydi. Belki Anayasa Mahkemesi biraz meslek kuruluşlarının da içinde bulunabileceği bir karma haline getirilmelidir. Eğer ben inanın burada bir işçi olsaydı veya bir esnaf olsaydı böyle bir karar alınmasına mani olabilirdi, en azından üyeleri uyarırdı. Çünkü, orada değişik adamlar, genel üyeler vardır, bunların hepsi sosyal güvenlikçi değil ki.
ERSOY DEDE : Bilgi sorulmasına belki de ihtiyaç vardı diyorsunuz o anlamda.
Sonlara doğru yaklaşıyoruz, bu bölümün sonlarına doğru. Tabii sizin Avrupa Birliği’yle ilgili değerlendirmeleriniz, IMF’le ilgili değerlendirmelerinizi almak isterim. Özellikle son geçen hafta biz Avrupa Birliği’yle entegrasyon sürecine harcadık, ayırdık ve burada önemli birtakım kararlar alındı, bugün işte o kararların da meyvesini bir anlamda gördük, ilk müzakereler başlıyor. 12 Haziran’da sembolik olarak başlamıştı, bugün tek başlıkta açılması kararlaştırıldı. Nasıl değerlendiriyorsunuz bu süreci?
MUSTAFA BAŞOĞLU : Şimdi ben bunların hep hayal olduğunu zannediyorum ve ben bu iddiadayım, çünkü ben geçenlerde Ankara bilbordlarına, “Yeter Avrupa, Türkiye Avrupa Birliği olmadan da güçlüdür” dedim. Ve ben bunu küçülterek Avrupa Parlamento üyelerine gönderdim. Bana göre tren kazası değil yol kapanmıştır, hani bu Olli Rehn “tren kazası olmasın dedi, yol kapanmıştı. Yani, sen benim 8 şeyimi askıya almışsın. Bu askıyı kaldırmanın yolu, Kıbrıs Rum Kesimi Liderine teslim olmaktır. Eğer sen teslim olmazsan diyor ben senin yolunu açmam diyor. Koskoca Avrupa Birliği, öyle diyelim, 70 milyonluk Türkiye’yi Papadopulos’a esir ediyor. Bu yol, çıkmaz bir yola geldi bu, artık zaten Avrupa’da yayınlar da bunu gösteriyor, yani artık bu yol tıkanmıştır. Dün bir gazetede İngiliz gazetede şöyle bir haber vardı: Türkiye’nin önüne her zaman yeni barajlar konulabilir, yeni engeller konulabilir, çünkü Avrupa üyelerinin arasında yapılan yoklamalarda Türkiye’nin üye olması yüzde 30’lara düşmüş, Türkiye’de de yüzde 70’ten yüzde 30’lara düştü, yani her iki kesimde de Avrupa Birliği’ne insanlar güvenmiyorlar. Dolayısıyla, bu yol çıkar yol değildir. Benim iddiam şu: Ben diyorum ki, Türkiye Avrupa Birliği’ne muhtaç olmadan kendi kendini kalkındırabilir. Ve ben Hükümeti hep çağrıda bulunuyorum, bu defa da çağrıda bulundum: Bakın bunlar bu kararı alacaklar, onlar kararı almadan siz müzakereleri kesin dedim, bari kabadayılık sizde kalsın yani, Kasımpaşalılık burada kendini göstersin, ama olmadı bu. Dolayısıyla ben bu yolun çıkış olduğunu görmüyorum, yani bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu, biraz önce söyledim, belki gelecekte bir başka afiş daha yapabiliriz, bu defa; Kim kime daha çok muhtaç, Avrupa Türkiye’ye daha çok muhtaç. Bunu ben söylüyorum, Batılılar da bunu söylüyor. Dolayısıyla bizim bu kadar adamlara kul köle olmamıza gerek yok ki, ortada koskoca bir devlet var. Biz şu anda Avrupa Birliği’nin üyesi olmadan devlet olarak ayakta duramıyor muyuz? Duruyoruz.
ERSOY DEDE : Zaten birçok reformu da kendimiz için yaptığımızı söylüyoruz.
MUSTAFA BAŞOĞLU : Şimdi dolayısıyla bizim elinde kırbaç birisinin bize boyuna kırbaç şaklatarak şu kanunu demesi benim gücüme gidiyor. İhtiyacı olanı devlet kendisi yapmalıdır. Yani, bu en nihayet bu kanunlar gizli değildir, Türkiye’nin bütün anayasaları, kanunları bellidir, alır bir komisyon kurarsın bunu kedin yaparsın, adeta adamlar bizi -özür dilerim- yani sirk maymununa çevirdi, boyuna kırbaç şaklatıp bize oyun oynatıyor, bu devlete yazıktır. Ben bu yolun çıkış yolu olmadığı kanaatindeyim ve bu yol büyük kalaslarla tıkanmıştır. O kalaslar kolay kolay kalkmaz, ne zaman Papadapulos’a teslim olursa ancak kalkar.
ERSOY DEDE : Sağlık-İş Genel Başkanı Sayın Mustafa Başoğlu, çok teşekkür ederiz, geldiniz, şeref verdiniz.
MUSTAFA BAŞOĞLU : Ben size teşekkür ederim, sağ olun.
ERSOY DEDE : Değerli izleyiciler, özellikle sosyal güvenlik reformu, daha sonra da Avrupa Birliği’yle ilişkileri konuştuk Sağlık-İş Genel Başkanı Sayın Mustafa Başoğlu’yla.
|