DEMOKRASİYİ GÜÇLENDİRMEK HERKESİN GÖREVİDİR:
18.04.2008
Mustafa Başoğlu
Türkiye Sağlık İşçileri Sendikası Genel Başkanı
Cumhurbaşkanı Eski Başdanışmanı
Ülkemizde yaklaşık 150 yıldan beri çok partili hayata dayanan, demokrasiyi kurmak, geliştirmek, güçlendirmek ve kendi ayakları üzerinde durmasını sağlamak için yapılan demokrasi mücadelesi ne yazık ki istenilen sonuca ulaşamamıştır.
Hâlâ ülkemizde demokrasiye yönelik darbelerden söz edilmesi bu darbelerin bazen silahla bazen hukukla yapılması tartışmaları, demokrasiyi amacına uygun biçiminde yürütemediğimiz iddialarına
yol açmaktadır.
Şimdi ülkemiz böyle tartışmalı bir ortamı yaşamaktadır.
Deniz Kuvvetleri eski komutanının bilgisayar günlüğünden çıkan notlar, emekli olan bazı komutanların kurduğu ve sonunda Ergenekon adını verdikleri örgütün, demokrasiye yönelik darbe girişimlerinin düşünüldüğü anlaşılmaktadır
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının AK Parti’nin laikliğin odağı haline geldiği iddiasıyla Anayasa mahkemesine açtığı partiyi kapatma davası Cumhurbaşkanı başbakan bazı bakan ve milletvekillerin yargılanmasını hedef alan dava da demokrasimizin, özellikle uluslar arası alanda tartışılmasına sebep olmuştur.
Aslında ülkemizde demokrasiyle ilgili yapılan tartışmaları bir bütün olarak yorumladığımız zaman, 1950 yılında milletin oyuyla işbaşına getirilen Demokrat Parti’den beri, hâlâ bazı çevrelerin iktidarı kaybetmelerini içlerine sindiremediklerini göstermektedir.
Ülkemizdeki laiklik tartışmalarının bir bakıma demokrasi tartışmaları olduğu artık gözden kaçmıyor. Gerçi laikliğin ne olduğu kanunlarımızda ve anayasamızda bir kural olarak yazılı değildir.
Yani hangi suçu işlerseniz laikliğe aykırı hareket etmiş olursunuz,yahut hangi adımı atarsanız laikliğin sınırlarını geçmiş olursunuz anlamına gelecek bir hukuki kuralımız bulunmamaktadır.
Laikliğin sınırlarını sadece Cumhuriyet başsavcılarının açtığı kapatma davaların sonucunda Anayasa mahkemesinin verdiği kararlar belirlemektedir. Anayasa mahkemesinin vereceği kararlar hiçbir şekilde kanun niteliğinde sayılmamaktadır.
Anayasamız daha önce parti kapatma davalarıyla ilgili olarak verdiği kararlarda baş örtmeyi, laiklik kuralının ihlali sayılmıştır. Hatta yine Anayasa mahkemesi kararlarında İslam'a uygun (tesettür) giyinmenin de laikliğe karşı bir tavır olduğu ileri sürülmektedir.
Laikliğin nerede ve hangi sebeple hangi amaçla başladığını laikliği savunmaya çalışanlar maalesef bilmemektedir.
Türkiye’de bazı kimseler laikliği ya doğru bilmiyorlar ya yanlış değerlendiriyorlar. Laiklik özünde, batıda imparator ve krallarla papaların güç kavgası temeline dayanmaktadır. Bununla ilgili tarihte yüzlerce örnek vardı.
Bizim tarihimizde batıda olduğu gibi bir yönetim bulunmamaktadır.
Laiklik tartışması batıda 1789 büyük Fransız ihtilaline kadar devam etmiş, ihtilalde devletin yönetiminin sivillere dini yönetimin de papazlara ve kiliseye bırakılarak uzlaşma sağlanmıştır.
Kısaca ülkemizde yapılan laiklik tartışması asırlarca önce batıda yapılan iktidarı ele geçirme güç kavgasına benzemektedir.
Ülkemizde demokrasiyi bütün kurum ve kurallarıyla ayakta tutacaksak gelişmesine güçlenmesine katkıda bulunacaksak, önce siyasi partilerimizin ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının, STÖ’lerin,
Üniversitelerin, medyanın demokrasiye gönülden inanması, ve ancak halkın oyuyla demokrasinin varlığını sürdürebileceğini kabul etmesi gerekir.
Bizde henüz bu gerçek gereği gibi kavranmamıştır. Bazı kimselerin “rey alırsınız ama sizi iktidar yaptırmayız” iddialarında bulunmaları da gösteriyor ki, hâlâ ülkemizde reyin ve vatandaşın iradesine gereği gibi saygı duyulmamaktadır.
Türk vatandaşı ve seçmeni demokrasiye herkesten daha çok inanmaktadır. Reyini kullanıp yöneticilerini seçmektedir. Kavga ve tartışma bundan sonra başlıyor. Kavganın özüde, yani “ben senin seçtiğine itibar etmem senin seçtiğini başımda görmek istemiyorum” zihniyetine dayanmaktadır.
Yakın tarihimiz incelendiğinde demokrasimizin bunca darbelere ve hırpalanmalara rağmen, hâlâ vatandaşlarımız tarafından dört elle sarıldığını görmek demokrasinin geleceği açısından sevindirici bir gelişmedir.
Demokrasi bir hizmet yarışıdır. Bu hizmet yarışında sorunları çözmenin yolları seçmene anlatılır ve seçmenden oy alarak güvenini kazananlar görev başına getirilir.
Hâlâ Türkiye’de çobanın reyiyle sanatçının reyinin bir olamayacağı iddiaları varsa bazı kimselerin demokrasiye inanmadıkları, yahut içlerine sindiremediklerini göstermektedir.
|